Reenkarnasyon Blues veya Çizgisel-Döngüsel Hayatlarımız

 Bir şey “iyi” olduğu için onu yapmanın iyi olmadığını hatırlamamı ve pekiştirmemi sağladı. Diğerkâmlıkla beklentisizlik güzel ama ulaşılması zor bir ikili. Beklentisizlik bir tükeniş halini ifade edebilir, tek başına düşünmek anlamsız olur. Diğerkâmlıkla yan yana gelince gerçek iyilik yerini buluyor.

Ankara’da okuduğum zaman İmge Kitabevi’nde ve “dünya seçmeleri” bölümüne gitmek bir huyumdu. Gözlerimi kapatır elimi havada bir süre dolaştırır ve bir yere doğru sallardım. Orada hangi kitap varsa, dünyanın neresinden bir yazar çıkmışsa o benle gelir, yeni dostum olurd. Kazuo Ishigaru mesela bunlardan biriydi.

Antalya’da bu çok mümkün değil. O nedenle de kendimi biraz da algoritmaya bıraktım. Sipariş vermeden önce geçirilen uzun süreler sonunda bir yerlerde Reenkarnasyon Blues’la denk geldim.

Kapak. Kesinlikle mükemmel!

Kitap özeti. İnsanı, “Bir şans vermek lazım,” dedirten türden.

Çevirmen Kıvanç Güney de aynı inanılmaz bir iş çıkarmış. Not düşmek gerekir: Kıvanç Güney aynı zamanda Matt Haig James Baldwin, Virginia Wolf, Philip Roth gibi pek çok önemli yazarın, çok sayıda kitabın çevirmeni. Reenkarnasyon Blues’da da harika bir iş çıkarmış!

Kitap geldi. Otobüs, ev, yürürken, bir yerde otururken aralıksız okudum. Kıkır güldüğüm, kahkaha attığım yerler oldu. Bittiğine üzüldüm de.

Reenkarnasyon Blues’da Kurmaca ve Yapı

Milo, binlerce hayat yaşamış bilgelik yolculuğundaki bir ruhtur. Bu yolculuğun sonu “muhteşem”lik, yani “aydınlanma” mertebesi. Tüm ruhlar bunun için uğraşırken Milo’nun tutkusu ise ilk ölümünde onu karşılayan Ölüm’le sonsuza dek birlikte yaşayabilecekleri bir yol bulabilmek. Bir yandan aydınlanmaya ulaşmak, bir yandan aşkına tutanabilmek gibi çatışan iki unsurla özetlenebilir.

Kitap bölüm bölüm ilerliyor. Bir bölüm Milo’nun reenkarne olduğu bir yaşamı anlatıyor – genelde ölümüyle sonlanıyor. Ardından gelen bölüm ise Milo’nun ölümden sonraki Ölüm’le olan yaşamını anlatıyor. Epizodik yapısı okunuşu kolaylaştırıyor. Ayrıca her defasında farklı bir döneme, farklı gelecekteki farklı bir zamana uzanıyor; farklı hayatlar okuyoruz. Her bölümde “Şimdi hangi dönemdeyiz acaba?” sormak gerçekten keyifli.

Kurmacanın “şimdi”sinin bizim içinde yaşadığımız “şimdi” biçiminin dışında bir yerlerde olması da kendi içinde tutarlı, güzel bir atmosfer yaratmış.

Reenkarnasyon Blues’dan Bana Kalanlar

Milo’nun her hayatı, daha büyük bir hayata, daha büyük bir hedefe bağlı. Bu, her “küçük” hayatın kendi anlamı olmasının veya hedefinin olmasının önünde bir engel değil. Bazı hayatları, büyük hedefinden çok uzakta olan hayatlar. Birinde bilge balıkçı, bir diğerinde ise kozmik bir Casanova, ya da Çinli bir prensesi mutlu etmeye çalışan, “basit” bir hayat yaşayan bir çekirge.

Çok basit bir yerden “Her şey tecrübedir,” diyebiliriz. Milo’nun yolculuğu bu kararlılıkla beraber okunabilir. Ben okuduğumda şöyle düşünmek hoşuma gitti: Bazen bir şeylerin peşinde ısrarcı bir şekilde gitmek kadar bir şeylerin etrafında yaratıcı bir ısrarla dolaşabiliriz de. Reenkarnasyon Blues’un Milo’sunun hayatını “büyük hayat”ının etrafında yaratıcı, kaotik ısrarla dolaşma hali olarak yorumladım.

Bir diğer nokta hayatının doğrusallığı meselesiydi. Hayatımızın gidişatına dair bir imge kurmaya kalksak bu, bir zaman çizgisi üzerinde iniş ve çıkışları temsil eden bir grafik olurdu. Yanlış sayılmaz. Görselleştirmek adına, bu şöyle bir şeydir:

Belli kesitler aldığımızda, tiyatronun dramatik yapısını da görebiliriz. Üzerine düşününce bu yaklaşım, bizi hep büyük olaylar beklentisine sokuyor. Ya büyük batmalı, ya da büyük çıkmalıyız! Bir şey yeterince büyük değilse ve büyük bir değişim yaratmıyorsa radarımızda olmaz. Bunu bilinçli olarak yapıyoruz demiyorum, istemsizce gerçekleşen bir şey.

Milo’nun hikayesi bu doğrusal yapıyı sorgulamamı sağladı. Ölüp yeniden hayata gelmesi bir döngüydü fakat diğer yandan Milo’nun bir “gerçek” hayatı, bir de aydınlanma yolunda ders aldığı “hayatçıkları” vardı. Daha büyük bir döngünün bir parçasıydı. Her küçük döngü, ölümle sonuçlanıyordu ama her birinde kendi “drama setleri” vardı. Yani şöyle bir şeydi:

Hayatımı biraz da bu bakış açısıyla gözden geçirdim. Rahatlatıcıydı. Neden?

Çünkü lineer yapıdaki bir imgelemde mutluluklar ve mutsuzluklarımın bir ortalaması belirleyiciydi ve bu ortalama bir grafik oluşturuyordu. Bu da ister istemez, gözümde canlandırmaya çalıştığımda kısa ama büyük mutluluklarımın kaybolduğu, önemsizleştiği bir durumun ifadesi gibi. Lineer-döngüsel imgelem ise her şeyi açılıp kapanan bir döngü olarak görmemi sağladı. Bir şeylerin başlaması – örneğin iyi bir kitaba başlamak, güzel bir akşamüstü yürüyüşü, yaz gününde buz gibi bir bira – ve bir şeylerin bitmesi – örneğin kötü bir şeyin, bir aşk acısının – sırasında başka iyi-kötü şeylerin olabileceğini gözle görülebilir(!) hale getirmemi sağladı. Başka bir deyişle, hayatımda olan irili ufaklı şeyler, kendi özgül ağırlıklarıyla bir araya geldi, kendi anlamlarıyla buluştu.

Son Olarak

Bir şey “iyi” olduğu için onu yapmanın iyi olmadığını hatırlamamı ve pekiştirmemi sağladı. Diğerkâmlıkla beklentisizlik güzel ama ulaşılması zor bir ikili. Beklentisizlik tek başına bir tükeniş halini ifade edebilir, tek başına düşünmek anlamsız olur. Diğerkâmlıkla yan yana gelince gerçek iyilik yerini buluyor.

Kitabı okuyacak olursanız – ya da okumuşsanız – fikirlerinizi benle de paylaşın lütfen. Üzerine yazışalım, sohbet edelim. Belki bir e-buluşma dahi yapabiliriz. Neden olmasın? Keyifli olur.

İletişim için: kacakfikir@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Başıbozuk Notlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin